Alıntılar


Üzerinize bir felaket gibi çöken kitaplar gerek. Bir kitap, içinizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır. İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız. Okuduğumuz kitap bir yumruk indirip bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar

Franz Kafka

Hep konuşuyoruz ya “müslüman müslümana saldırır mı” diye, aslında boş konuşuyoruz, bildiğimiz tek şey kelimelerimizin sözlük anlamlarıdır. Halbuki tarihte yaşananlar o kadar net ve açık ki biz bunları görmezden gelebiliyor yada inkar edebiliyoruz. Karamanoğulları I.Murat Hüdavendigar döneminde Osmanlı’nın yüzünü batıya çevirdiği her dönemde ya etrafındakileri kışkırtmış yada kendisi bizatihi işgal politikası izlemiştir. Bugün İslam birliğinden bahsederken tarihte yapılanlara katliam diyen denyolara aşağıda Murat Hüdavendigarın ağzından dökülen sözler ibret olsun.

Allah’u Teala yolunda, din gayretine çalışıp, bir aylık yol kafir içine girip, gece gündüz ömrümü gazaya sarf etmeye niyet kılıp her türlü zevki sefayı terk edip bela ve mihnete talip oldum. Ben müslümanlar rahat etsin diye uğraşırken Karamanoğlu’nun gelip bir müslüman şehri işgal etmesi, ahalisine zulum etmesi kabul edilemez.

I.Murat Hüdavendigar
Melikü’l Meşayih Gazi Murad

Yavuz

İhtilaf ve bölünme endişesi

Kabrimdeyken bile endişelendirir beni

Düşmanın hucumunu savmaya çare birlikken

Birleşmezse millet

Gönlümü dağlar Benim

 

Yavuz Sultan Selim 

Cihan Hakanı

1453 Mayıs ayında Konstantin ’in şehrinin fethi ile Osmanlı Beyliği, tarihin bir devrinin kapandığını bütün dünyaya ilan ediyordu. Doğu Roma – İstanbul’un fethi ile birçok engel aşılmış oluyor ve Osmanlı Beyliği İmparatorluk olma yolunda emin adımlar ile ilerliyordu.

Fatih Sultan Mehmet, Konstantin ’in şehrini ele geçirdikten sonra şehrinin yağmalanmasına izin vermiyor. Böylece şehrin içindeki birtakım unsurların harap olmasına ve şehrin dokusunun bozulmasına mani oluyor. Bu Fatih’in Konstantiniyye’yi başkent yapma arzusunu göstermektedir. Ayrıca şehrin kısa bir zamanda eski ihtişamını kat ve kat geçmiş olması Fatih’in fetihlerine devam ederken İstanbul’a verdiği önemi daha iyi bir şekilde anlatır.

Konstantiniyye adını Müslüman Roma  hiçbir zaman yüksünmemiştir. Prof. Dr. İlber ORTAYLI bu durumu anlatırken çok ehemmiyetli bir nokta üzerinde durmaktadır. O da imparatorluk vasfını kazanırken Konstantiniyye ’nin mimarisinin ve Fatih’in dehası ile milletlerin kompartımanlara ayrılarak başlarına vekil babında bir ruhani liderle temsil edilmesidir. Konstantiniyye’nin çeşitli semtlerinde varlığını sürdüren bu milletler Reaya olarak Müslüman halk ile eşit haklara sahiptiler. Sadece askerlik vazifeleri yoktu ki onu da cizye adı verilen bir vergi ödeyerek hallediyorlardı. Ödedikleri cizye ise Müslüman akranlarının askerlik yaptıkları vakit süresince birkaç kez kendini telafi edecek düşük bir rakama tekabül ediyordu. Bütün bunlar eşitlik ve halkların 600 sene kadar nasıl bir arada yaşadığını göstermektedir. Benim size anlattığım bu örnek çok kısa ve manidardır. Birden fazla ulusu bir arada eşit şartlarda idare edebilmek çok zor ve zahmetli bir iştir ki biz  İşte bu işe, bu vakit itibariyle Osmanlı Barışı nam-ı diğer Pax Ottomana diyoruz. Bu da demek oluyor ki  Üçüncü büyük “Roma” Müslüman Roma’dır. Başkenti Konstantiniyye’dir.

Bu yüzden Konstantiniyye çok farklı bir iklime sahip bir şehir. Roma döneminde ki Latin istilası eğer şehrin çehresine zarar vermiş olmasaydı, bugün İstanbul’daki tarihi eserlerin sayısı daha fazla olabilirdi. Ama gelin görün ki şimdiki eserler bile Konstantiniyye’nin kültürel ve tarihi miras açısından yeterli ölçüde bilgi vermektedir.

Bizler Üçüncü Romanın daha doğrusu Müslüman Roma’nın mirasçılarıyız. Ve Osmanlı Barışı yaşanmış bir ütopyadır.

Başlangıçtaki İslami toplum, özelliğini bir tür toplumsal eşitçilikle kazanmıştı, fakat bu özellik çabucak ortadan kalktı.Onüçüncü yüzyıl itibariyle ahlaki, toplumsal ve siyasi meselelerin kuramcıları dört toplumsal sınıf varsaymışlar ve her sınıfı bir tabii unsur gibi almışlardır. Nasireddin Tusi (öl.1273 ) sınıfları şöyle tasvir etmiştir ;

Önce Kalem Ricali gelir ki bunlar bilimlerin ve çeşitli bilgi alanlarının ustaları,fakihler, kadılar, katipler, muhasipler, hendeseciler ( Geometri), müneccimler, hekimler ve şairlerdir. Bunların varlığı bu dünyanın ve öteki dünyanın düzenine bağlıdır. Unsurları içinde bunlara “Su” karşılık gelir. İkinci olarak, Kılıç Ricali varıdır ; cengaverler, mücahitler, gönüllüler, devriyeler, sınır bekçileri, nöbetçiler, kahramanlar, saltanatı destekleyenler ve devleti koruyanlar. Bunların müdahalesiyle dünynaın teşkilatı biçim alır. Tabii unsurlar içinde “Ateş” bunların karşılığıdır. Üçüncüsü İş Erbabıdır; bir bölgeden diğerine mal götüren tavirler, esnaflar, zanaatkarlar ve vergi müstelzimleri. Bunlar olmadıkça günlük hayatın zuhuru imkansızdır. Unsurlar içinde bunlar “Hava” gibidir. Dördüncüsü Ziraat Erbabıdır; ekinciler, çiftlikte çalışanlar, rençberler ve zerzevatçılar. Bunlar bütün toplulukların beslenmesini örgütlerler. Bunların katkısı olmaksızın ferdlerin hayatta kalması bahis konusu bile olamaz. Tabii unsurlar arasında “Toprak” bunlarla aynı yeri tutar

Nasireddin Tusi’inin bu düzenlemesi tarıma dayalı Osmanlı İmparatorluğu toprak yapısını ifade etmektedir.

Kaynak :  Uryan Dergi Osmanlı İmparatorluğu ve İslami Gelenek ( Norman Itzkowitz ) Sayfa : 71-72


Mithat ve Hempaları ( 1899 )

Taht’a çıktığım sıralarda, hükümetin çevresinde hüküm süren bozuk hali düşündükçe tüylerim ürperiyor.

Hele, Harbiye nazırı olan Redif ne karanlık bir adamdı ! Rus harbi patladığı vakit hiçbir hazırlığı yoktu. Kolonel Baker ( o zaman ki Türk Ordusunu Islah eden ) hüsnüniyet sahibi ve ehliyetli bir askerdi, fakat Redif gibi zavallı biriyle ne yapmak kabil olabilirdi! Mithat ise, gizlice benim aleyhimde çalışmaktaydı ve gayesi beni adamlarına öldürmekti.

Hayatımı, bana sadık olanların uyanıklığına borçluyum. Başımdan geçenler, asabı en kuvvetli dahi sarsmaya kafidir. Bütün bu tecrübelerden sonra, ihtiyatlı olmama şaşmamak lazım.

Birçok insanların bu sinirli halimden faydalanmaya çalıştıklarını, hafiyelerin, jurnalcıların alçak namussuz insanlar olduklarını, dinimizin de müzevirleri tel’in ettiğini gayet iyi biliyorum. Fakat geniş bir haber alma teşkilatı kurmamış olsaydım, etrafımı saran tehlikelere karşı kendimi korumam kabil olamazdı.

Diğer hükümdarlar da, mesela çarlar da aynı şekilde hareket etmiyorlar mı ?

Osmanlı barışı ve milletlerin Osmanlı Devlet ve askeri teşkilatı içindeki görev ve yetkileri hakkında bilgilendirme yapmak ve imparatorluğun etnik yapısının nasıl bir arada huzur içinde yaşadığının örnekler ve alıntılar halinde anlatımına devam edebiliriz. Bu konuya iyi örnek olabilecek Fenerli Rum Aristokrasisi sosyolojik bir gruplaşmadır. İsmi üzerinde olduğu gibi Haliç kıyısındaki fener semtinde yaşayan Rum Ailelerinden oluşan bir grup. Bunların içinde Haçlı Seferlerinden kalma aileler bile mevcuttur. Fenerli Rum Aristokrasisi Osmanlı İmparatorluğu bünyesine bir çok Paşa yetiştirmiştir. Bunların arasında Sefirler vb. görevden yetkililer mevcuttur. Ayrıca bir tanesi İslam Hukuku adına değerli bir eser vermiştir.

Tam manasıyla açıklamak gerekirse sözü Prof.Dr.İlber ORTAYLI’ya bırakmamız lazım gelir.

 

“ Fenerli Rum beylerin ikbali Mora ayaklanmasından sonra sarsıldı. Ama son güne kadar devlet hizmetinde kaldılar. Londra’daki büyükelçi Kostaki Musurus ( Paşa ), daha önce Atina’da sefirdi ve Yunan milliyetçileri kızdıran bir Osmanlı olduğundan suikaste bile uğradı. Sonra “ İslam Hukuku” alanında değerli bir eser veren Sava Paşa. Viyana Sefirimiz Kalimaki Bey, başhekim Mavroyeni Paşa ( Napoli Morosini Ailesinden geliyor ) gibileri hayli kalabalıktır. İpsilantiler gibi ihanet edenlerde oldu. Ama Fenerli Rum Beyleri Yunan milliyetçisi değildi. Patrikhane ve Fener Aristokrasisi bağımsız Yunanistan olayına sıcak bakmamıştır.”

Kaynak : Osmanlı Barışı – İlber Ortaylı Sayfa : 78

Etnik yapısı ne olursa olsun ulusçuluk akımlarının etkisine rağmen Osmanlı kimliğini anlamanın yolu dönemi şartları ile inceleyip ders çıkarmaktır. Bütün bunlar bize günümüz sorunlarının temel nedenlerini ve çözüm yolları konusunda aydınlatacak derecede öneme sahiptir.

 

 

 

Malcolm X Aliya İzzetbegoviç

Malcolm’ın şahadetinden sonra Ossie Davis demişti ki, Malcolm’ın ardından onun nefret dolu olduğunu, ırkçı olduğunu, uğrunda çabaladığı hedefe yalnız kötülük getireceğini söyleyecekler. Şimdi yine aynı adamlar bizden Bosna’yı kendi kelimeleriyle tarif etmemizi istiyorlar.Canları cehenneme ! Biz Bosna’yı Aliya’dan öğrendik ve ondan başka kimsenin Bosna hakkında konuşmasına da izin vermeyeceğiz.

“Savaşta büyük zulme uğradınız. Zalimleri affedip affetmemekte serbestsiniz. Ne yaparsanız yapın, ama soykırımı unutmayın. Çünkü unutulan soykırım tekrarlanır.”

Hal böyle olunca, cümle alem bilsin ki, pörsük filozofları ve onların kuramları, hödük ideologları ve onların doktrinleri, mayışmış devlet adamları ve onların vecizeleri dahil, Batı’dan bize doğru gelen ne varsa şu andan itibaren ayaklarımızın altındadır!

Batı, ayaklarımızın altındadır.

Kaynak : İstisnai

                     Devlet-i Ali Osman-i

                        Ulusçuluk akımlarının etkisi altında kalmış kozmopolit bir imparatorluğun vatanseverliğini  anlatmanın yada onu anlamanın en güzel tasvir edilebileceği dönem 1789’dan sonra başlayan ulusçuluk akımının tüm dünyadaki imparatorlukları etkilediği dönemdir. Bu dönemi Osmanlı devleti kazasız bir şekilde atlatmaya çalışmış ancak imparatorluğun yıkılmasına engel olamamıştır. Ancak Osmanlı Vatanseverliği hakkında yeni nesillere aktarılacak birkaç önemli, düşündürücü hadise bırakmıştır. Bunlar tarihin tozlu sayfalarında kalmamalıdır.

 Saygılarımla Atilla ……

 

İmparatorluğun dağılmasını önlemek isteyen muhalefetin üyeleri daha çok Türk unsurlar arasından çıkmıştır. Kozmopolit ( “çeşitli uluslardan kimseleri barındıran, içinde bulunduran” Kaynak : Türk Dil Kurumu ) bürokrasi ya resmi muhalefetin ve iktidarların taraftarı olmuştur, ya da ulusçu akımlara mensup olmuştur. Ama bu arada Osmanlı patriyotizmi ( Osmanlı vatanseverliği )içinde mensup olduğu etnik ve dini grubun ayrımcı isteklerine karşı çıkanlarda vardı. Londra Sefiri ( Elçi ) Kostaki Musurus Paşa bu tip Osmanlı patriyotlarındandı ( Vatansever ).Atina elçiliği sırasında Yunan ulusçuların nefretini kazanmış ve sol kolunun ebediyen sakatlanmasına neden olan bir suikasta maruz kalmıştır.

 
Kaynak : Sinan Kuneralp “ Bir Osmanlı Diplomatı : Kostaki Musurus Paşa”  TTK Ankara 1970/3

           

Sonraki Sayfa »