İslam


Soğuk bir ocak sabahı. Saat 11.00 da yola koyulduk. 10 arkadaştık, fatih’ten yola çıktık. Geceden planlamıştık ya bu işi herkesi organize etmeye çalıştık. Gelebilenler oldu yada olmadı ama biz yine gittik. Okmeydanından çağlayana kadar yağmur altında filistinli kardeşlerimiz için yürüdük durduk. Etrafımız çağlayan meydanına akın akın giden insanlarla doluydu. Herkes doluydu ağzına kadar. Kimisi puşi takmış, Kimisinin kolunda Filistin bayrakları. Meydana girebildiğimizde Ümmeti Muhammed hep bir ağızdan ” Kahrolsun israil ” sloganları atıyordu. Hepimiz gırtlak patlatırcasına bu zulüme isyan edercesine ve çaresizliğimize bağırdık. Bıraksalar israili bir tükürükle boğacaktık ya. Genci, yaşlısı, kadını, erkeği, türbanlısı, türbansızı herkes ama herkes oradaydı. Allah bize güç verdikçe bizde kardeşlerimizin acısını paylaşmak için bağırdık. Sesimizi çıkardık. Gelemeyen kardeşlerimizin yerine sesimizi biraz daha yükselttik. Biz orada kalbi Filistin için atan, Allah’tan korkan herkes için ellerimizi gökyüzüne kaldırıp Allah u Ekber nidalarıyla yeri göğü inlettik.

Allah dualarıyla Filistini yalnız bırakmayan tüm kardeşlerimizden razı olsun.

Çağlayan Filistin Miting

4 Ocakta Çağlayan meydanında bir siyasi partinin düzenleyeceği mitinge katılımın yüksek olması tek temennim. İsrailin sürdürmüş olduğu bu kıyıma gövde gösterisi ile hiç olmazsa karşı durmak ve dünyaya birşeyler göstermek gerektiğine inanıyorum. Ancak siyasi bir parti önderliğinde olması, mitingin siyasi bir deklerasyon ile partinin aleyhine döneceğini pek sanmıyorum. Ortalıkta böyle bir karmaşa varken siyasi partinin oradaki etkinliği sadece organizasyonun düzgün bir seyirde işlemesini sağlayacaktır. Orada olacak olan herke Filistinin acısını bir nebze olsun paylaşacak insanlardır. Hiçbirşey yapamamanın verdiği hüznü yoketmek ve bağrından kopan naraları gökyüzüne savurmak isteyecek kardeşlerimizle Filistin için orada olacağız.

Herkesin katılmasını istiyorum. Belki dünya kamuoyu böyle bir insan topluluğunu görünce oturup düşünebilir. Bilsinler ki biz asla beklemek istemiyoruz. Oturduğumuz yerde kardeşlerimiz vurulup düşüyorlar. Bizim davamızdır. İsrailin yaptığı Allah düşmanlığıdır. En azından sesimizi böyle yükseltelim.

Mitingi El Cezire canlı yayınlayacak.  Saat 12.00 da başlayacak miting 16.00 gibi bitecek.

Tüm kardeşlerimizi Çağlayana bekliyoruz.

Rabbim Filistindeki kardeşlerimize güç ver…

وَقَاتِلُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ الَّذٖينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدٖينَ

Meali Şerifi : Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın. Ancak aşırı gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez

Bakara Suresi : 190

Hep konuşuyoruz ya “müslüman müslümana saldırır mı” diye, aslında boş konuşuyoruz, bildiğimiz tek şey kelimelerimizin sözlük anlamlarıdır. Halbuki tarihte yaşananlar o kadar net ve açık ki biz bunları görmezden gelebiliyor yada inkar edebiliyoruz. Karamanoğulları I.Murat Hüdavendigar döneminde Osmanlı’nın yüzünü batıya çevirdiği her dönemde ya etrafındakileri kışkırtmış yada kendisi bizatihi işgal politikası izlemiştir. Bugün İslam birliğinden bahsederken tarihte yapılanlara katliam diyen denyolara aşağıda Murat Hüdavendigarın ağzından dökülen sözler ibret olsun.

Allah’u Teala yolunda, din gayretine çalışıp, bir aylık yol kafir içine girip, gece gündüz ömrümü gazaya sarf etmeye niyet kılıp her türlü zevki sefayı terk edip bela ve mihnete talip oldum. Ben müslümanlar rahat etsin diye uğraşırken Karamanoğlu’nun gelip bir müslüman şehri işgal etmesi, ahalisine zulum etmesi kabul edilemez.

I.Murat Hüdavendigar
Melikü’l Meşayih Gazi Murad

17 Şehit,
21 Yaralı,
Babasız yavrucaklar,
Gözüyaşlı anneler,

Ben sıkıldım. Bu yazıyı kim üstüne alırsa alsın. Ben gidip it sürüleriyle çatışmak istiyorum. Onlara kan nasıl akıtılır göstermek istiyorum. Ruhum daralıyor her şehit haberinde. Gözüm kararıyor. Bırakın gidelim sınıra hatta Irak denen o coğrafyaya. Ben gerekirse ölürüm. Herkes ölecek ha çok erken ha çok geç. Evli değilim, çocuğum yok, bir anam var arkamdan ağlayacak ölen 17 aslan parçasının anası gibi. Farkımız yok. Benim ne eksiğim var ölenlerden ? Bu vatan üç beş Allahsız köpeğinin namlusundan çıkan mermiyle mi yılacak. Bu aşşağılık köpeklere mi kaldık. Ben üstüme düşeni yapmaya hazırım. Eğer bir tek emirle ölmem istenirse onada hazırım. Koskoca kampın ortasına tek başına atlamaya hazırım.

Vatan sahipsiz değil bu sözüm herkese …

Şehitlere

Kuzey Iraktan çekilmeyi planlıyormuş Amerika basur devletleri. Eski bir laf vardır yada ben öyle biliyorum “ zararın neresinden dönersen kardır” diye. Şimdi Amerika basur devletleri içinde olduğu durumun farkına vardı yada öyle gösteriyor. Ama bilinmesini istediği bir şey var ki ; o da biz zorla girmedik, adaleti sağlamaya geldik imajını oluşturmak. Busht son idmanına çıkıyor belki de. Peki Irak halkının gözyaşı, ya onların diyeti ? Kim ödeyecek akan kanın hesabını, kim durduracak Sünni-Şii gerginliğini ve çatışmalarını. Aslında çekilmeyecek Amerika basur devletleri, her iki toplumun içine ektiği nifak tohumları ile artık üç aşamadan oluşan ( böl,parçala,yönet ) kolonileştirme çabalarının askeri safhasını bitirmiş oluyor.   

Şimdi soracak olursanız bunu bilmeyen mi var diye ? Hayır yok. Ama fark edilmeyen bir şey var ki bugünkü gazetelerde çıkan haberlerin gidişatının bu ülke gündemini alıp götüreceği nokta nedir sorusu, nereden çıktı şimdi bu haber? Şimdi biz haberin içeriğine bakalım ; Amerika askeri gücünü Irak’tan çektikten sonra Türk Ordusunun kuzey Irak’a operasyon yapma ve Kuzey Irağı toprakları içine alması gibi durum ile karşı karşıya kalacağını düşünmeye başlamış. Şimdi bu gelişmeler nazarında azıcık fikir yürütecek olursak Ortadoğu topraklarında yaşamış üç büyük milletin Türkler – Kürtler – Arapların içine düştüğü durumda eksik bir öğe olduğunu göreceksiniz. Son Irak savaşında Sünni-Şii çatışmasının içinde Arap ve Kürtler vardı. Daha sonra kuzey Irak’ta Türkmen – Kürt gerginliği baş gösterdi. Şimdi en büyük unsur eksik. Türkiye . Üstüne basarak söylüyorum. Tam anlamıyla Kürt halkıyla toplumumuzun karşı karşıya gelmesini istiyorlar. Yani bu, sonuç olarak milletimizin birbirine düşman etnik kompartımanlara ayrılmasını istiyorlar. Bu aşamada yapılacak çok önemli şeyler olmalıdır.

Onlara bir kıvılcım yetecek. Bizi ayaklarının altına almaya çalışıp, mazlum kuzey ırak kürt devletinin yanında olmaya çalışacaklar.

Yapmamız gereken önce Kuzey Irağa girmek arkasından dişimizi göstermek. Sultan II.Abdulhamid’ten bu yana hakkımız olanlara kavuşmak ve kardeşlerimizle barış içinde yaşamak.

 

Allah Bizimle Olsun.

Yavuz

İhtilaf ve bölünme endişesi

Kabrimdeyken bile endişelendirir beni

Düşmanın hucumunu savmaya çare birlikken

Birleşmezse millet

Gönlümü dağlar Benim

 

Yavuz Sultan Selim 

Cihan Hakanı

1453 Mayıs ayında Konstantin ’in şehrinin fethi ile Osmanlı Beyliği, tarihin bir devrinin kapandığını bütün dünyaya ilan ediyordu. Doğu Roma – İstanbul’un fethi ile birçok engel aşılmış oluyor ve Osmanlı Beyliği İmparatorluk olma yolunda emin adımlar ile ilerliyordu.

Fatih Sultan Mehmet, Konstantin ’in şehrini ele geçirdikten sonra şehrinin yağmalanmasına izin vermiyor. Böylece şehrin içindeki birtakım unsurların harap olmasına ve şehrin dokusunun bozulmasına mani oluyor. Bu Fatih’in Konstantiniyye’yi başkent yapma arzusunu göstermektedir. Ayrıca şehrin kısa bir zamanda eski ihtişamını kat ve kat geçmiş olması Fatih’in fetihlerine devam ederken İstanbul’a verdiği önemi daha iyi bir şekilde anlatır.

Konstantiniyye adını Müslüman Roma  hiçbir zaman yüksünmemiştir. Prof. Dr. İlber ORTAYLI bu durumu anlatırken çok ehemmiyetli bir nokta üzerinde durmaktadır. O da imparatorluk vasfını kazanırken Konstantiniyye ’nin mimarisinin ve Fatih’in dehası ile milletlerin kompartımanlara ayrılarak başlarına vekil babında bir ruhani liderle temsil edilmesidir. Konstantiniyye’nin çeşitli semtlerinde varlığını sürdüren bu milletler Reaya olarak Müslüman halk ile eşit haklara sahiptiler. Sadece askerlik vazifeleri yoktu ki onu da cizye adı verilen bir vergi ödeyerek hallediyorlardı. Ödedikleri cizye ise Müslüman akranlarının askerlik yaptıkları vakit süresince birkaç kez kendini telafi edecek düşük bir rakama tekabül ediyordu. Bütün bunlar eşitlik ve halkların 600 sene kadar nasıl bir arada yaşadığını göstermektedir. Benim size anlattığım bu örnek çok kısa ve manidardır. Birden fazla ulusu bir arada eşit şartlarda idare edebilmek çok zor ve zahmetli bir iştir ki biz  İşte bu işe, bu vakit itibariyle Osmanlı Barışı nam-ı diğer Pax Ottomana diyoruz. Bu da demek oluyor ki  Üçüncü büyük “Roma” Müslüman Roma’dır. Başkenti Konstantiniyye’dir.

Bu yüzden Konstantiniyye çok farklı bir iklime sahip bir şehir. Roma döneminde ki Latin istilası eğer şehrin çehresine zarar vermiş olmasaydı, bugün İstanbul’daki tarihi eserlerin sayısı daha fazla olabilirdi. Ama gelin görün ki şimdiki eserler bile Konstantiniyye’nin kültürel ve tarihi miras açısından yeterli ölçüde bilgi vermektedir.

Bizler Üçüncü Romanın daha doğrusu Müslüman Roma’nın mirasçılarıyız. Ve Osmanlı Barışı yaşanmış bir ütopyadır.

Başlangıçtaki İslami toplum, özelliğini bir tür toplumsal eşitçilikle kazanmıştı, fakat bu özellik çabucak ortadan kalktı.Onüçüncü yüzyıl itibariyle ahlaki, toplumsal ve siyasi meselelerin kuramcıları dört toplumsal sınıf varsaymışlar ve her sınıfı bir tabii unsur gibi almışlardır. Nasireddin Tusi (öl.1273 ) sınıfları şöyle tasvir etmiştir ;

Önce Kalem Ricali gelir ki bunlar bilimlerin ve çeşitli bilgi alanlarının ustaları,fakihler, kadılar, katipler, muhasipler, hendeseciler ( Geometri), müneccimler, hekimler ve şairlerdir. Bunların varlığı bu dünyanın ve öteki dünyanın düzenine bağlıdır. Unsurları içinde bunlara “Su” karşılık gelir. İkinci olarak, Kılıç Ricali varıdır ; cengaverler, mücahitler, gönüllüler, devriyeler, sınır bekçileri, nöbetçiler, kahramanlar, saltanatı destekleyenler ve devleti koruyanlar. Bunların müdahalesiyle dünynaın teşkilatı biçim alır. Tabii unsurlar içinde “Ateş” bunların karşılığıdır. Üçüncüsü İş Erbabıdır; bir bölgeden diğerine mal götüren tavirler, esnaflar, zanaatkarlar ve vergi müstelzimleri. Bunlar olmadıkça günlük hayatın zuhuru imkansızdır. Unsurlar içinde bunlar “Hava” gibidir. Dördüncüsü Ziraat Erbabıdır; ekinciler, çiftlikte çalışanlar, rençberler ve zerzevatçılar. Bunlar bütün toplulukların beslenmesini örgütlerler. Bunların katkısı olmaksızın ferdlerin hayatta kalması bahis konusu bile olamaz. Tabii unsurlar arasında “Toprak” bunlarla aynı yeri tutar

Nasireddin Tusi’inin bu düzenlemesi tarıma dayalı Osmanlı İmparatorluğu toprak yapısını ifade etmektedir.

Kaynak :  Uryan Dergi Osmanlı İmparatorluğu ve İslami Gelenek ( Norman Itzkowitz ) Sayfa : 71-72


O’nun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed’in  S.A.V bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir. O’nun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır.

 M.Kemal Atatürk

Sonraki Sayfa »